Ayva Marmelatı

AyvaMarmelati_sunum
Son dönemde “ev yapımı” olan yiyecek denemelerim aldı başını yürüdü. Özellikle sevgili arkadaşım Elif’in blogunda görüp uyguladığım Fıstık Ezmesi fenomen oldu; eş-dost kim varsa ufak bir kavanoz hazırladım-paylaştım, Bakü’deki arkadaşlarım bile faydalandı 🙂 Şekerli yiyeceklerle arası iyi olmayan ben, bu aralar denemelerime tatlılığını kendi damak tadıma göre ayarladığım marmelatla devam ediyorum.

Çocukluğumda çoğu aile gibi bizim evden de reçel/marmelat eksik olmazdı. Özellikle yayladaki- köydeki bahçelerden gelen meyveler anneannemin, annemin hazırladığı reçel ve marmelatlara dönüşürdü. Misafire ağız tatlansın diye ikram edilen “turunç kabuğu reçeli”nin yapmasının çok zahmetli ve yorucu olduğunu; yapımının günlerce sürdüğünü hatırlıyorum. Bu zahmetin üzerine abimin gizli gizli nasıl hüplettiğini de 😉 

Benim denemem daha basit, ve kolay hazırlanabilir olanından aslında, hemen gözünüz korkmasın. Sonbaharda yemek kitaplarından birinden hazırladığım ilk marmelat daha çok püre gibi olup ben de bunu beğenmeyince imdadıma Sengül Teyze yetişti (hani bize Malatya mutfağından mis gibi köfteler hazırlayan OrtaAvlu’nun mühendis teyzesi. bir kez daha hatırlamaktan zarar gelmez; buradan hatırlayabilirsiniz). Onun tarifindeki şeker miktarı normale göre daha az olsa da, ben bu miktarı da azalttım.

Okumaya devam et

Reklamlar

Sütlü Brokoli Çorbası

 
SutluBrokoliCorbasi_sunum


Soğuk kış günleri olması gerektiği gibi kendini göstermeye en sonunda. Benim için bu günlerin vazgeçilmezlerinden biri de dumanı üstünde çorbadır. Farklı çorba tariflerini denemeyi seviyorum, diğer çorba tariflerden hatırlarsınız.  

Bu sefer ki başrol oyuncusu: Brokoli. Bu ağaç görünümlü yemyeşil sebze ile sizin aranız nasıl bilmem ama ben iyi geçinenlerdenim. Özellikle havuç, karnabahar, brüksel lahanası ile haşlayıp zeytinyağı ve balsemik sirke ile servis edilmesi favorilerim arasındadır.
Neyse lafı fazla uzatmadan konuya geri döneyim. Brokoli çorbası genellikle krema ile hazırlanır ya, bu biraz bana ağır gelir. Bu yüzden, krema yerine farklı bir malzemenin peşindeydim. İnternetteki araştırmalarım sırasında sütle hazırlanmış pekçok tarife rastladım. Bu tariflerin karmasıyla ve benim de eklemelerimle aşağıda bulacağınız tarife ulaştım. 

Fındıklı- Damla Çikolatalı Kurabiye

FindikliDamlaCikolataliKurabiye_sunum 
Geçen kış blog’ta paylaştığım Zencefilli- tarçınlı kıtır kurabiye‘nin arkadaşlarım- dernekteki fotodaşların ve yeğenlerim tarafından beğenilmesi beni çok sevindiriyor. Bir de üstüne benzer kurabiyeler bir yerlerde görüldüğünde “Zeyno’nun (Kıtır) Kurabiyesi” olarak anılması ise  üstüne kaymaklı ekmek kadayıfı diyebilirim:) bütün bunları yazmamın sebebi ise, bu onurlandırmanın bana yeni ufuklar açması.

Yeni deneyeceğim ve sizlerle paylaşacağım kurabiyenin de kıtır kıtır olmasını istedim, bunun için çok sevdiğim kuruyemişleri eklemek uygun olacaktı. Lezzet dergisinin kurabiye eklerinden birinde gevrek kurabiye tarifini bulunca, beklentimi karşılayacağını düşündüm. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı, ilk deneme kendi adıma hüsranla sonuçlandı. Tadı beğenilmiş olsa da görüntü biraz farklıydı (!!) neyse üzerinde biraz düşünme ve uğraşıyla aşağıda göreceğiniz tarif ortaya çıktı. Farklı gruplar tarafından tadılıp da onay alınca, size sunabileceğim hale gelmiş oldu. 

Kışa Hazırlık- Taze Barbunya

TazeBarbunya_Sunum

Gene koca bir yaz mevsimini, nasıl olduğunu çok da anlamayarak geçirdik bile. Gezi’de ve sonrasında yaşananlar, sıcakların bastırması, ramazan, bayram derken ağustos sonu çıkabildiğim tatil, sonrasında halledilmesi gereken işler de çıkınca uzunca bir süredir blogla ilgilenememiş oldum. Gerçi bu dönemde terapimi başka bir mutfakta eğlenceli (bir o kadar da eğitici) geçiriyor olmamın da etkisi var, itiraf etmem gerek.

Bahar sonu paylaştığım Pırasa tarifinde bu sene kış hazırlıkları yapıp sizinle paylaşmamın iyi olacağını hatırlatmıştım kendime.

TazeBarbunya_HazirlikKitabi

Geçtiğimiz sonbahar, arkadaşım Ahu’nun tavsiyesi üzerine alıp, kütüphaneme eklediğim ancak bu zamana kadar çok da kullanamadığım “Ege ve Ayvalık’ta Kış Hazırlıkları” (Acurol, E.) kitabını denemek için fırsat çıkmış oldu.

Geçen hafta uzun süredir gidemediğim mahalle pazarına gidip taze sebze alınca kış hazırlıklarına başladım. Gerçi yazıyı daha yayınlamaya fırsat bulamamışken, iki gündür yazdan kışa dikey geçişimiz çok hızlı oldu. Dolayısıyla daha fazla hazırlık yapabilecek miyim bilmiyorum ama elimdekini paylaşmadan geçmek istemedim.

Zeytinyağlı Pırasa

 anneler gününde; anneme…
ZeytinyagliPirasa_Sunum
Gelen baharla beraber, Zeytinyağlı serisi devam ediyor.
Evde her daim zeytinyağlı yemek olması gerektiği, annemden geçen bir alışkanlık. Tamam, kabul ediyorum, sürekli bunu sağlamak kolay değil. Ama yorgun argın işten gelip, bir dilim kızarmış ekmeğin eşlik ettiği zeytinyağlı sebze yemeğini kim sevmez (ege kanım tuttu); tavada ızgara ettiğiniz etin yanında bol yeşillikli salata ile süper menü olur. Dostlarla kurulmuş bir rakı sofrasındaki meze olarak katkısını anlatmıyorum bile.
Taze sebze bulmak için pazara gitmek her zaman kolay olmuyor, ya da markete gidip en tazesini arayıp satın almak da. Kışın çoğunlukla dondurulmuş olanları tercih ediyorum. (kendime itiraf: henüz pek çok ev kadını gibi bunu ev yapımı yapamıyorum ve hazır satın almış oluyorum. Ama bu sene yaz sonunu iyi değerlendirmek ve bunları sizinle paylaşmak niyetindeyim).
Zeytinyağlı’nın bu kadar çabuk yapıldığını bilmek, belki de birçoğumuzu hareketlendirebilir diye düşünüyorum. Bunun için en büyük yardımcım (ki bence mutfak için en faydalı icat) “düdüklü tencere”. Esas olarak, sıkı kapatılan kapağı sayesinde su buharını tencere içinde tutarak hızlı pişirmeyi sağlayan en sevdiğim tencere türü. Sadece baklagilleri yada eti kısa sürede haşlama/pişirme değil, zeytinyağlı sebze yemeklerini hem kısa sürede pişirme, hem de tatlarını korumak açısından birebir. Bütün maharet, düdüklü tencereyi doğru kullanmak ve bunu yaparken sabırlı olmak, aksi takdirde yaptığınız yemeği heba etmeniz olası. Ortaya çıkan savaş alanı görüntüsünü temizleme durumunu düşünmek bile istemem. 

Okumaya devam et

Kabak Çintmesi

KabakCintmesi_sunum
Soğuk geçen kara kışın ardından, bir anda geliveren sıcak bahar günleriyle kendimize geldik. yazın gelecek olduğunu hatırlayınca sofralarımızı da kıyafetler gibi hafifletmeye başlıyor. ve ben her bahar olduğu gibi, mideme oturmayan; tazelik hissi veren bir şeyler yemenin derdindeyim.
Zeytinyağlı sebze yemekleri iyi gider diye düşünüp, senelerce annemin vede anneannemin pişirdiği kabak çintmesi neden olmasın diye düşünüp kolları sıvadım.
Blog’a konu olunca elimdeki kaynakları taradım, kaçırdığım bir şey kalmasın diye. Fatma Çıkla’nın “Çukurova Yemekleri” kitabında ve internetteki çeşitli web siteleri/bloglarda yapılmış olanları buldum. Fakat bir kısmında salça kullanılmıştı ya da tariflerde domates kullanılmamıştı. Durum böyle olunca bizim evde piştiği haliyle size anlatmamın en doğrusu olduğuna karar verdim (araştırmalardan çıkardığım not: Yemeğin adı gerçekten de “çintme” ve Antalya-Adana- Mersin gibi güney illerinde pişiriliyor).
Renk cümbüşü olmasını sevdiğimden koyu renk kabak kullanmayı tercih ediyorum. kabaklı- peynirli börek ‘te kullandığım gibi yayla kabağı kullanmak istemiştim. Ancak alışveriş yaparken istediğim kalitede bulamayınca uzun girit kabakları ile idare ettim.
Malzemeler az ve öz; ortaya çıkan yemek hem güzel, hem hafif (yazan olarak biraz yanlı davranabilirim tabi:)). İşte tam da bu yüzden pişirmeniz ve kararı sizin vermenizde fayda var.

Keçi Sütünden Mascarpone Peyniri

MascarponePeyniri_sunum

Blog’umu takip edenler iyi bilir; vücudumun tolere edemediği, dolayısıyla problem olan bazı yiyecekler yüzünden sıkıntı çekiyordum. Bunun için de alternatif çözümler arıyor, denemeler yapıyor ve mümkün olduğunca paylaşmaya çalışıyorum. Gerçi ilk günden bu yana, daha kolay bulabildiğim ürünler sayesinde temel yiyecek maddelerine ihtiyacım göreceli azalmış durumda. Daha önceleri tek marka keçi sütü bulabilirken, şimdilerde farklı markaların cam şişede günlük keçi sütlerini bulabiliyorum. Bunun yanı sıra saf keçi sütünden yapılmış farklı cins peynirlerinden, keçi-koyun yoğurduna kadar farklı ürünü pek çok markette bulmak mümkün. İpek Hanımın çiftliğinden karabuğday unundan ekmek, yufka bulmak da. Hal böyle olunca denemelerim temel gıdalardan ağırlıklı olarak farklı yönlerde artık.

Tatlı ile aramın iyi olduğunu söyleyemem ama farkettim ki, farklı rahatsızlıkları olan pek çok kişi için tatlıya çözüm bulmak zorlanılan konuların başında geliyor. Denemeleri bu yöne çevirmem, bazı ihtiyaçları karşılama konusunda daha yararlı olacaktır diye düşünüyorum. Üstelik denemelerin sonucunda yaptıklarımı yeme fırsatı bulan arkadaşlarım olması gerekenden belirgin bir tat farkı bulmuyor, hatta bu yeni tat hoşlarına bile gidiyor. sakızlı denemelerimin fanatikleri oluştu diyebilirim.

Tiramisu, cheesecake gibi çoğunlukla İtalyan kökenli olan, severek yenilen tatlıların temelini oluşturan “mascarpone peyniri” bu seferki denemem.

16-17. yüzyılda Milan’ın güneybatısında yapılmaya başlanmış, inek sütünden yapılan kısa süreli kremsi bir peynir olan Mascarponeyi sadece tatlılarda değil, tereyağı yada parmesan peyniri yerine risotto’da zenginleştirmek için kullanmak mümkün (tabi denemelerin sınırı yok).

Tarifin orijinalini Özgür Şef’in televizyon programında görmüş ancak yazamamıştım, web sitesinden ulaşmış oldum. Tahmin edeceğiniz üzere inek sütüne toleransı olanlar için uyarladım.

Okumaya devam et