Afyon Günlüğü

Günlerin rutini ve keşmekeşliğinde, kendi hayatım adına çok güzel gelişmeler yaşarken (dün itibariyle Plazadan Dünyaya web sitemiz bir yaşında oldu bile 🙂 ) ve daha güzelleri için gün sayarken (yakında duyurusunu yapacağız), ilk göz ağrım olan Mutfak Terapisi ile ilgilenemedim. Hal böyle olunca da uzunca bir süre yeni bir şeyler paylaşamadım sizlerle. Hoş şöyle gönlümce mutfağa girip yeni bir şeyler de deneyemedim işin açıkçası. Neyse hayıflanmak yok, madem yeni yazı var, çok da uzatmamak gerek…

Gurme şehirler deyince hangileri aklınıza geliyor? Gaziantep, Antakya, Adana… Herkesin zaman zaman gittiği, gitmek istediği yerler içinde ilk sırada bu şehirler geliyor diye düşünüyorum. Bu şehirlere yapılan onlarca gurme tur ve yine bu şehirler hakkında yazı yazan yüzlerce yemek/gezi bloğu var. Ben de bir yemek bloğu yazarı olarak elimden geldiğince bu şehirlerle ilgili yazmaya çalışıyorum. Ama birazdan okuyacağınız Afyon (tamam biliyorum Afyonkarahisar ancak ben yazıda Afyon olarak geçireceğim) belki ilk akla gelen gurme şehirlerinden biri değil belki ama yemek kültürüyle kesinlikle Mutfak Terapisi’nde paylaşılmayı hak ediyor.

Okumaya devam et

Reklamlar

Gaziantep Günlüğü

Geçen seneki Hatay gezimiz gibi önceden planlanmış bir gezi değildi belki Gaziantep’e gidişim/gidişimiz. Gene de sizinle paylaşmadan da edemedim. 
Bundan 16 sene önce ilk kez uçağa bindiğimde gitmiştim Gaziantep’e. Gerçi o zaman “Yeşil Öncü” kapsamında Adıyaman’a gitmek için Gaziantep havaalanına inmiştik ve şehri göremeden yola koyulmuştuk. O yüzden sayılmaz, bir sonraki gidişimde iş içindi, onu da pas geçiyorum. Uzun zamandır istiyordum gezmek ama özellikle gurme tatlar için. Kısmet 2014’ün sonlarında gitmekmiş.

Okumaya devam et

Balkanlar’dan Kısa Notlar-I (Kosova ve Karadağ)

Uzunca bir süredir, yeni yerler görme fırsatım olamadı belki ama baktım ki yaz kapıda (hatta ben yazıyı bitirene kadar çoktan sandaletlere geçtik bile). Bundan sebep iki yılı aşkın bir süredir farklı ülkelerine gittiğim Balkan topraklarını, aldığım notları sizinle paylaşmak isteğindeyim. Özellikle o bölgelere gitmek isteyenlere ufak bir yardım etmesini isterim, henüz gitmeyi düşünmeyenler için ise gitme isteğini doğurursam ne mutlu bana.

Balkanlar’dan ne kastedildiğine gelince Türk Dil Kurumu (TDK)’nu kaynak alarak Hırvatistan, Sırbistan, Karadağ, Kosova, Slovenya, Arnavutluk, Makedonya, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Romanya, Yunanistan ve Trakya’yı içine alan bölge tanımlaması yapmak mümkün.

Dağılan Yugoslavya’dan sonraki yeni ülkelerin vize istememesi (gerçi Hırvatistan Temmuz 2013 tarihinden bu yana vize zorunluluğu getirdi), yakınlığı, göçmen olarak gelen pek çok ailenin köklerinin yaşadığı yerleri görme isteği gibi farklı sebeplerden dolayı bölgeyi ziyaret eden Türk turist sayısı gün geçtikçe artıyor. 

Yunanistan ve Hırvatistan dışındaki ülkeleri ziyaret edecekler için yanlarında taşıyacakları Türkçe gezi kitapları yok, önceden söylemekte fayda var. Bir tura bağlı olmadan bağımsız olarak gidecekseniz ve benim gibi gitmeden önce/gezerken yanınızda yazılı kaynak istiyorsanız (ve de İngilizce biliyorsanız) Lonely Planet’in hazırladığı İngilizce basılmış olan serileri ideal oluyor. İnternet üzerinden de sipariş vermek, hatta bölgesel olanları bölüm bölüm satın almak mümkün. Bu şekilde isterseniz çıktı alıp yanınızda taşıyabilir, isterseniz akıllı telefon ya da tabletinize yüklerek her yere götürebilirsiniz (dosya pdf olarak geliyor ve 5 kere indirme hakkınız var). İlk olarak Belgrad (Sırbistan)’a gideceğim zaman kullanmaya başladım Lonely Planet’i, çok da faydalı oldu. 

Gelelim benim notlarıma:

Okumaya devam et

Hatay Günlüğü

Blog’u yazmaya başladığıdan beri de gezdiğim gördüğüm yerleri tattıklarımla beraber anlatmaya çalışıyorum, biliyorsunuz. Son dönemde yapmış olduğum Balkanlardaki ziyaretlerimi bir türlü toparlayamış olsam da bunu elimden geldiğince sürdürmek niyetindeyim. Türkiye’de yemeklerini tatmak-görüntüleyerek paylaşmak istediğim yerlerinin başında geliyordu Hatay. Mersin’de büyüyüp onca zaman gidememiş olsam garip de olsa, bana çok da uzak olmayan bu mutfağın gastronomi turu için ideal olduğu konusunda kimsenin itirazı olmaz sanırım.
İfsak‘a temel fotoğrafçılık eğitiminin devamı olan proje başladığından beri kendim gibi sadece fotoğraf çekmeyi değil, aynı zamanda gezmeyi ve yemek yemeyi de sevenleri tanımış oldum. Oradaki arkadaşlarımı daha fazla gezmek ve yemek yemek isteği/ vaadiyle ile Hatay’a gitmeye teşvik etmem de çok zor olmadı 😉
 
Geziye çıkmadan önce hazırlıkları ihmal etmedik tabi: daha önce oraya gitmiş/yaşamış arkadaşlarla konuşuldu, internetten araştırma yapıldı, diğer bloggerların sayfaları incelendi, Jale Balcı’nın “Antakya ve Yemekleri” kitabından notlar alındı. Sonuç olarak yapacaklarımız konusunda az biraz bilgi sahibi olmuştuk ama yaşayıp görmek daha farklı olacaktı (Blogger notu: farkındayım uzunca bir yazı oldu, ancak daha sonra gitmek isteyenler için tüm deneyimlerimizi paylaşmadan içim rahat etmedi).

İstanbul’daki trafik çilesinden kurtulup, akşam uçağıyla gittik Antakya’ya (bir hatırlatma: Hatay ilin; Antakya merkez ilçenin adı). Önceden rezervasyon yaptığımızdan araba kiralama ile ilgili sıkıntı yaşamadan şehre doğru yola çıktık (burada benzin deposu boş alınıp, boş teslim edilmesi isteniyor, hazırlığınızı ve hesaplamalarınızı yapmadan önce kontrol etseniz iyi olacaktır).

Orta Avrupa’ya Kısa Bir Kaçamak (Macaristan Günlüğü)

İnsanın kanına başka yerleri gezmek- görmek aşkı girmeye görsün. Yeni mekanlarda dolaşmaya, yeni insanlar tanımaya başladı mı bir kere kendini durduramıyor işte. Çıkan her fırsatı değerlendirip, düşüyor yollara…
Yediğin içtiğin senin olsun, gezip gördüğünü anlat derler ya, benim için yediklerimi anlatmak/ göstermek gezme-tozmalarımın bir parçası aslında.
 
Blog’u yazmaya başladıktan sonra ilk defa yurtdışına çıkıyordum; daha önceki gezmelerden daha farklıydı sanki bu, birilerinin (en azından senin) okuyacağını bilerek, belki de bunun sorumluluğunu da taşıyarak gezindim durdum, yeni tatlar keşfettim. Gerçi daha önceki gezinmelerimde de çektiğim fotograflar, edindiğim bilgiler de var bir yerlerde gelin görün ki bir türlü organize olup hiçbirini toparlayamadım, ama umudum var, paylaşacağım.
 
Neyse konuda dağılmadan başlamak gerek artık 3 günlük kısa gezintiyi anlatmaya…

Okumaya devam et

Mersin

Yemek yemek/yapmak bir tutku ya benim için, yediğim yemeklerin fotolarını çekmek ve bunları arkadaşlarımla paylaşmak (zaman zaman onları deli ederek de olsa) sürekli yaptığım bir-şeydi aslında. Dijital fotoğraf makineleri hayatımıza girdi gireli daha da kolay artık bunu yapmak.
 
Blog’u kurup/hayata geçirdikten sonra yeni bir paylaşım alanı daha buldum malum kendime. Mutfağımdaki terapilerin yanı sıra, gezdiğim, gördüğüm yerlerde tattıklarımı da paylaşacağım.
 
Egeli bir annesi ile Çukurovalı bir babası olunca insanın ve evinde yemek seçmek gibi bir lüksü de olmayınca; zeytinyağlı yemekler de, hamurişleri de, et yemekleri de bizim evde hep oldu, biri diğerinin önüne de geçemedi.
 
18 sene boyunca yaşadığım şehirden ayrıldıktan sonra damak tadımda göreceli değişiklikler olsa da hala çoook zevk aldığım yemek kültürü/tadı var, Mersin’in…Bir çok halkın insanı yaşayınca haliyle yemeklere de yansıyor bu durum…Artık o kadar benimsenmiş ki çoğu, kökeni hatırlanmıyor bile…
 
Her yerden, her demden lezzetler paylaşacağım ya; ilk durak memleketim olsun istedim. 
 
Mersin’ gidildiğinde kesinlikle yenilmesi gerekenler var: Ciğer (tabiki mersin usulü), tantuni, cezerye gibi çok bilindik/duyulmuşların yanında sıkma, kerebiç, batırık gibi ayrı farklı lezzetleri de önerilir.. 
 
neyse gelelim yemeklere…