Hatay Günlüğü

Blog’u yazmaya başladığıdan beri de gezdiğim gördüğüm yerleri tattıklarımla beraber anlatmaya çalışıyorum, biliyorsunuz. Son dönemde yapmış olduğum Balkanlardaki ziyaretlerimi bir türlü toparlayamış olsam da bunu elimden geldiğince sürdürmek niyetindeyim. Türkiye’de yemeklerini tatmak-görüntüleyerek paylaşmak istediğim yerlerinin başında geliyordu Hatay. Mersin’de büyüyüp onca zaman gidememiş olsam garip de olsa, bana çok da uzak olmayan bu mutfağın gastronomi turu için ideal olduğu konusunda kimsenin itirazı olmaz sanırım.
İfsak‘a temel fotoğrafçılık eğitiminin devamı olan proje başladığından beri kendim gibi sadece fotoğraf çekmeyi değil, aynı zamanda gezmeyi ve yemek yemeyi de sevenleri tanımış oldum. Oradaki arkadaşlarımı daha fazla gezmek ve yemek yemek isteği/ vaadiyle ile Hatay’a gitmeye teşvik etmem de çok zor olmadı 😉
 
Geziye çıkmadan önce hazırlıkları ihmal etmedik tabi: daha önce oraya gitmiş/yaşamış arkadaşlarla konuşuldu, internetten araştırma yapıldı, diğer bloggerların sayfaları incelendi, Jale Balcı’nın “Antakya ve Yemekleri” kitabından notlar alındı. Sonuç olarak yapacaklarımız konusunda az biraz bilgi sahibi olmuştuk ama yaşayıp görmek daha farklı olacaktı (Blogger notu: farkındayım uzunca bir yazı oldu, ancak daha sonra gitmek isteyenler için tüm deneyimlerimizi paylaşmadan içim rahat etmedi).

İstanbul’daki trafik çilesinden kurtulup, akşam uçağıyla gittik Antakya’ya (bir hatırlatma: Hatay ilin; Antakya merkez ilçenin adı). Önceden rezervasyon yaptığımızdan araba kiralama ile ilgili sıkıntı yaşamadan şehre doğru yola çıktık (burada benzin deposu boş alınıp, boş teslim edilmesi isteniyor, hazırlığınızı ve hesaplamalarınızı yapmadan önce kontrol etseniz iyi olacaktır).
Reklamlar